• Rumeysa Kiger

Yasın Ve Hazzın Simgesi Lolipop

Bu sabah yataktan kalktığımda zihnimde şu şarkı çınlıyordu:

Lolipop, lolipop, o loli loli loli

Lolipop, lolipop, o loli loli loli



Ancak gözümün önüne gelen Amerikalı dörtlü The Chardottes‘in yeniden yorumlayarak meşhur ettikleri Swing şarkısı değil, Kerem Ozan Bayraktar’ın 2015 yılında seyrettiğim “Bir Ağıt için Video” isimli işiydi.  

Kerem, yaptıklarını uzun yıllardır takip ettiğim bir sanatçı. Videolarının, fotoğraflarının, yerleştirmelerinin arkasında birçok felsefi ve teorik fikir bulunuyor. Belli ki çok okuyor, çok düşünüyor. Memlekette bu tür sanatçı sayısı az olduğu için onların işlerini önemsiyor ve haklarında yazmaya çalışıyorum. Bununla birlikte, zihnimde mental/duygusal bir iz bırakan sanat işleriyle çok daha hızlı bir yakınlık kurabildiğimden, onun işlerinden biraz uzakta olduğumu da hissediyorum. Sevgim ve ilgim bende belirgin bir duygu yaratabilen sanat üretimlerine kayıyor.



Bundan sonra Lolipop olarak anacağım “Bir Ağıt için Video” da işte bu iz bırakan işlerden biriydi. Galeriye girer girmez müziği takip etmiş ve dev ekranda kocaman pembe bir lolipopa yapışmış arıyı seyre dalmıştım. Bir yandan arının çırpınışından ve kaçınılmaz ölümünden rahatsız olurken, öbür yanda çalan neşeli müzik dikkatimi dağıtıyor ve video bence gücünün önemli bir kısmını buradan alıyordu.

Hayretle Kerem’e dönüp bu videonun nereden çıktığını sordum. Bu tür işler üreten biri değildi. Derin bir üzüntüsü, canını sıkan bir şeyler olmalıydı. Biraz kurcalayınca, onun da benim gibi Swing müzikle aşk acısını bağdaştırdığını anladım.

O sıralarda ben de yeni boşanmış ve hayatımda hiçbir zaman yapamayacağımı düşündüğüm bir şeyi yapmaya karar vermiştim; dans edecektim. Çift dansları içinde temasın en az olduğu türü seçmiş ve bir Lindy Hop kursuna yazılmıştım. Tabii ki çok kötüydüm; zihnimi ve bedenimi bir arada kullanmam gereken bir durumu ilk defa yaşıyordum ve koordinasyonum sıfırdı.

Ağzımdan çıkan cümlelerin hiçbir şey ifade etmediği, bedenimin becerisi ölçüsünde var olabildiğim bir ortamda kendime bir şeyler ispatlamaya çalışıyordum. Hayattaki ilk ve tek uzun ilişkim bitmiş, kalbim paramparça olmuştu. İnsan beyni boşanmayı veya uzun süreli bir ilişkinin bitişini bir insanın ölümüne eş değer yoğunlukta yaşarmış. Yani bir ölümün yasını tutuyordum ve Swing müziği de kafamda bu yasla özdeşleşmişti. Şimdi Kerem’in kendi yasından beslenen bu videosunun arka planında, çaldığında dans etmeyi sevdiğim bir Lindy Hop şarkısının olması ve videonun isminde de ağıt kelimesinin geçmesi bana akıl almadık, pek mânâlı tesadüfler gibi geliyordu.



Sergideki diğer işlerin hepsini bir kenara bırakıp sadece bu videoyla ilgili bir yazı yazmaya karar verdim. “Kerem Ozan Bayraktar’ın Lolipop Sapağı” koydum başlığını yazının. Neler söylediğimi net olarak hatırlamıyorum tabii ancak arının doğal ve hakiki olan bal yerine, parlak ve endüstriyel şekere çekilişinin yarattığı tezattan; arzusunun peşinde giderken ölümüne yol açacak bu yapışmanın hüznünden; fallik bir sembol olarak okuyabileceğimiz sarı, yeşil ya da turuncu değil de pembe renkli lolipopun kovanından kopmuş serbest dolaşan arıyı içine çektiği tuzaktan, lolipopun nostaljik bir öğe olarak hayatımızdaki yerinden ve çocuksu saflığa dönme ihtiyacımızdan, aşkın da bu ihtiyacı hatırlatan bir yanı olduğundan bahsetmiş olabilirim. Zevkle yazmıştım yazıyı ve basılan metinlerimde çok ender yaşadığım bir memnuniyetle dolmuştum.


Çok geçmeden bir kere daha âşık oldum. Bir süre sonra Swing müziğini dinlemeyi ve Lindy Hop dansını bıraktım. Zaman zaman bu video aklıma geldiğinde, Kerem’in websitesinden açıp seyrederdim. Ya da bana Türkiye’den bir sanatçıya ait iyi işler sorulduğunda, gönderdiğim linklerin arasına koyardım. Şu an geriye dönük bir analiz yapmam zor olsa da, aşkın gücünü kaybettiği dönemlerimde bu videoya döndüğüm gibi bir tahminim var. Karşımdaki insan benim için hayatını değiştirmiş, romantik ve güzel duygular yaşanmış; ancak sonuç yine değişmemiş, bir noktada beynim yine öldüğünü algıladığı bir insanın yasını tutmaya başlamıştı.

Bu yasın devam ettiği günlerin birinde yeniden seyretmek üzere Kerem’in websitesine gittiğimde videoyu bulamadım. Yok olmuştu. Telaşla kendisine yazdım çünkü işini, bütün bu duygusallığından ötürü artık portfolyosundan çıkardığını anlamıştım. Kerem linki kaldırdığını ve arı ile lolipop görüntüsünü bir başka videosuna dahil ederek onlara yeni bir yaşam verdiğini söyledi. Benim bildiğim haliyle; arka planında sevdiğim şarkının çaldığı iş yok olmuş, kalan kısımlar da Kerem’in başka bir videosuna dönüşmüştü. Yapacak bir şey yoktu tabii ki.

Yaşadığım yaslardan sonra, covid-19 lanetinin hayatımıza getirdiği eve kapanma döneminde iyice kendime döndüm. Artık bu tür aşklar ve yaslar yaşamak istemediğimi anladım. Artık dünyayla bambaşka bir şekilde ilişkilenecek; en temel duygulara ve dürtülere inecektim. Sadece benim değil, bütün insanlığın yapıştığı o lolipoptan kurtulacak, özümü bulacak, bir ihtimal bir gün bal tutacaktım. Böyle büyük, metaforik ve gayet ciddi kararlar aldım.

Bu sabah kalktığımda yine Lolipop videosu vardı aklımda. Yeni kararlarımla tam bir uyum içinde olduğunu düşündüm bu sefer de. Özü itibariyle kendini hiçbir zaman tamamlayamayacak alışılmadık yeni ilişkilenişlerimin harikulade bir sembolüydü artık bu video. 14 yaşındaki kızının saçına lolipop yapıştıktan sonra bu şarkıyı yazan Julius Dixon’ı düşündüm. O 14 yaşındaki kız mıydım, kokusu ve pembeliğiyle cezbeden lolipopa durmadan çekilen bir arı mıydım, üzerine konduğum tatlı şeyi iğnemle sokacağımı düşünürken bana olacaklardan habersiz, her çırpınışta biraz daha yok olmaya daha dünden gönüllü müydüm?  

Hemen Kerem’e yazdım. “Lolipopu geri istiyorum. Onu gerçekten istiyorum. Hem şarkının, hem şekerin, hem arının benim için anlamı büyük. Portfolyondan kaldırsan da, onu bana verir misin?” diye sordum. Sağ olsun yarım saat geçmeden linki gönderdi.

Drama ve histeriden uzak; dengeli, sakin ve istikrarlı olmam gereken hayatımın bu kısmında içimde kaynayan drama üretme ihtiyacı herhalde bu tür yazılar üzerinden tatmin edilecek ve zaman zaman bilgisayarımı açıp Kerem’in işini seyretmeye devam edeceğim. Aşk ve aşkın kaçınılmaz olarak bir noktada yaşattığı yas, tıpkı bu videonun da sanatçısı tarafından yok edilişi ve bilgisayarımda bambaşka bir şekilde yaşayışı gibi; muhataplarından koparılmış bir şekilde, yani yaşanmadan yaşanacak. Bense özümün ne ve gerçek kovanımın neresi olduğunu kavrama çabamı sürdüreceğim.

İçeriklerimizi sosyal medyada takip edin.

  • YouTube
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook

Whatsapp yayınımıza üye olun.

© 2020 Çok İyi İşler