Alçak Basınç, Semih Tuğrul


Kısaca: Oyuncu ve çevirmen Serra Yılmaz'ın babası Semih Tuğrul'un, 41 sene önce tamamladığı ve ilk defa yayınlanan romanı. Kitapta İstanbul'un işgal yıllarından başlayarak 1955'te yaşanan 6-7 Eylül olaylarına kadar geçen yarım yüzyıllık dönem, Hıfzı Mazlum Bey isimli ana karakter ile aile bireyleri ve arkadaşları üzerinden anlatılır.


Neden çok iyi? Gazetecilik ve sinema eleştirmenliği yapan, TRT ile Sinematek'in kurucusu, aynı zamanda da bir paşa çocuğu olan yazar, Osmanlı'nın son zamanlarıyla Cumhuriyet'in yaklaşık ilk elli yılını kapsayan dönemde, sıradan sayılabilecek bir ailenin yaşadıklarını anlatırken İstanbul'un gündelik hayatına dair sayısız detay veriyor. Roman boyunca, ülkedeki önemli siyasi gelişmeler ile çok kültürlü ve renkli bir kent ortamının değişimi, karakterler üzerinden mikro ölçekte takip edilebiliyor.


Süre: 271 sayfa. Kronolojik bir sırayla devam eden ve kurgusu özel bir dikkat gerektirmeyen kitap son derece hızlı okunuyor.


Basım ve yayınevi: Can Yayınları, Ekim 2018, İstanbul.


Alıntılar:


"Ulan Mazlum! Bakıyorum yine büyük burjuva sofrasını düzmüşsün! Aşağı kurtarmaz desene! Senin gibi işbirlikçilere de bu yaraşır doğrusu! Ulan hergele, biz çingenepalamutuna şükrediyoruz, o da bulabilirsek eğer; sen kalkmış gümüş tepsi dolusu barbunya zıkkımlanıyorsun! Yanında Fransız şarabı! Şarabı senin sevgili gâvurcukların vermişlerdir herhalde! Öyle değil mi? Söylesene! Peki havyar yok mu havyar?"


Mazlum, Lâmi'nin yarı ciddi yarı şaka bu sözlerinden esinlenerek yanıtı yapıştırdı: "Votkayla havyarı sen getirseydin! Bol keseden dağıtıyormuş sizin yoldaşlar. Ne o? Yoksa sana vermediler mi?" (sf. 64)


---


Atatürk'e tutkun olmakla beraber, Hıfzı Mazlum onun bazı fikirlerini bir türlü benimseyemiyordu. Bunların başında, "Köylü efendimizdir!" fikri yer almıştı. Öyle ya! Köylü neden efendimiz oluyormuş, diyordu. Ona göre köylü köylüydü o kadar. Köylü köyünü bilirdi ve başka bir şey bilmesi gerekmezdi. (sf. 98)


---


Dr. Taptas ameliyatı yalnız İngiliz Hastanesi'nde yapabileceğini, bundan öncekileri de orada yaptığını söylemiş ve sağlık yurdu ve benzeri özel hastanelerde ameliyat salonlarının bu operasyon için elverişli olmadığını açıklamıştı. buna da en çok Hıfzı Mazlum Bey sinirlenmişti. Evet Nazi Almanya'sı yıkılmasına yıkılmış, onun umut bağladığı dağlara çoktan kar yağmıştı ama Alman Hastanesi'nin nesi vardı? (sf. 134)


---


...kocası Hıfzı Mazlum'un başına gelenler, üstelik adamın emlak komisyonculuğu yapmaya kalkışması Reşide'yi çökertmişti. Peki, Kadıköyü'nde yeni edindiği arkadaşları, "Beyefendi ne işle meşguller?" diye sordukları zaman, "Kocam emlak komisyonculuğu yapıyor efendim," diye mi yanıt verecekti? Bunu yapamayacağını anlamış ve soraralarsa eğer, "Bizimki alım satım işleri yapıyor," demeye karar vermişti. (sf. 175)


---


Hıfzı Mazlum Bey'in hoşuna gitmeyen şey yaptığı işin türü değil, işyerinin Anadolu yakasında, Bağlarbaşı'nda olmasıydı. Ona göre insanın işi, olsa olsa İstanbul'da olurdu. Çalışan adam sabahları Kadıköyü'ne inmeli, oradan vapura binmeli, vapurda arkadaşları olmalı, lüks mevkide oturup kahvesini içmeli, iskeleden aldığı gazetesini okumalı, Karaköy'e çıkınca oralarda geze geze, vitrinlere baka baka işyerine gitmeliydi. Öğle paydoslarında şöyle bir Tünel'e atlamalı, Beyoğlu'na çıkabilmeliydi. Bağlarbaşı'nda işyeri olur muydu hiç? (sf. 229)


#SemihTuğrul #CanYayınları #Edebiyat #Roman #TarihiRoman #AileRomanı #Kitap #ŞehirHayatı #İstanbul




© 2018 by Çok iyi işler. Tüm hakları saklıdır.

  • whatsapp
  • White Instagram Icon
  • White Facebook Icon
  • Beyaz Heyecan Simge